Makaleler
Türkiye, Pırlanta Sektöründe Dünya Markaları Arasında
2004 yılının Şubat ayında Kuzey Kıbrıs’ta, seçimlerin ardından kurulan koalisyon hükümetinin başbakanı olan Mehmet Ali Talat, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan ve Kıbrıs Rum kesimi lideri Tasos Papadopulos ile görüşmelere devam ediyordu. Hatta görüşmeye Rauf Denktaş bile katılmış­tı. Henüz görüşmelerin başında Kofi Annan’ın liderlere kahve teklifi yapmak istemesi üzerine, kahvelerin Türk kah­vesi mi, yoksa Yunan kahvesi mi olduğu soruldu. Kısa bir sessizliğin ardından ce­vap Papadopulos’tan geldi. Papadopulos gülerek, "Türk kahvesi istiyorum, çünkü Yunan kahvesi diye bir şey yok" diyordu, Çünkü tüm dünya kahvenin "Türk" tarzı ile pişirilmiş halini "Türk Kahvesi" olarak biliyor. Türkiye kahve üreticisi bir ülke olmamasına karşın, geliştirdiği pişirme yöntemi ile kahvenin isminin önüne Türk ismini getirmeyi başarıyor. Buna benzer bir durum ise bugün pır­lanta sektöründe yaşanıyor. Türkiye bir elmas üreticisi olmamasına karşın, Türk mücevher üreticileri, kendine has işçiliği ve yapmış olduğu atılımla bu alanda öne çıkmış, dünya markalarının arasına girmeyi başarıyor.

Türkiye pırlanta pazarı, dünyaya oranla daha hızlı bir büyüme trendi gösteriyor. Dünyada 25 senede pırlanta satışları üç kat artarken Türkiye’de bu artış dört senede iki kat olarak gerçekleşti. Türkiye pırlantalı mücevher pazarının perakende satış değeri 816 milyon dolar olduğu tahmin ediliyor. ZEN Diamond Genel Koordinatörü Yiğit Akgün, “Türkiye’nin İtalya dışında Avrupa pazarın­dan daha büyük, perakende değeri pırlanta pazarı olarak yüzde 5 büyüdü" diyor.

Türkiye bu alanda dünya ile rekabet edebilecek hale getiren en önemli unsur ise elbette ki markalaş­ma. Bugün artık pek çok üretici, sadece Kapalıçarşı ve civarında yabancı turiste satış yapmakla yetinmenin çok uzağında. Kendi markalarını oluşturan ve mağazalaşma yolu ile dünyaya açılan üreticiler, lüks tüketim ürünlerinin merkezi ünlü caddeler üzerinde mağaza açıyor. Elbet­te bu anlamda yapılan işçiliğin kalitesini göz ardı etmek haksızlık olur. Dünya trendlerini takip eden üreticiler nesilden nesile aktarılan yerel motiflerle çok farklı koleksiyonlara imza atıyorlar. Ariş Pazarlama Müdürü Rafi Döker, "Artık koleksiyonlar devreye giri­yor" diyor ve ekliyor: "Tabii bu marka yatırımı ve mağazalaşma ile beraber gelen doğal bir gelişim. Dolayısı ile pırlantada böyle bir gelişim yaşanması gayet doğal".

Atasay Kuyumculuk Ma­ğazacılıktan Sorumlu Genel Müdürü Haldun Ulutürk ise pırlanta sektörünün gelişiminde bir başka konuya dikkat çekiyor. "Bu büyümedeki en önemli etken, kadın­ların pırlantalı mücevhere olan güveninin artması" diyen Ulutürk, şöyle devam ediyor: "Son 10-15 yıldır markalı mücev­herat üreticilerinin oluşması ile birlikte mücevher üretiminde standardizasyona geçildi, geri alım garantileri verilmeye başlandı ve böylece tüketicilerin pırlanta­ya güvenleri de oluşmaya başladı." Elbet­te sektör oyuncuları pazarlama alanında da yaptıkları yeni atılımlarla gerek yurt içinde gerekse de yurt dışında pazar paylarını artırdılar. Farklı pazarlama teknikleri kullanarak pırlan­tanın günlük hayatta daha görünür olmasına olanak sağlayan sektör oyuncuları, internet üzerinden satış yapmanın yanı sıra taksitli ve kampanyalı satışlarla da bu trendi beslediler.

Rekabet Koşulları Ağır
Bugün Türkiye, altın takı ve mücevher ihracatında dünyanın hatırı sayılır ülkeleri arasında yerini alıyor. Türkiye dünya sıralamasında İtalya ve Hindistan’dan sonra üçüncü sırada yer alıyor. Ancak çok fazla göz önünde olmayan bu sek­törde rekabet koşulları oldukça ağır. Örneğin De Beers, dünya mücevher sektörünün en büyük oyuncusu ve bu dev, dünya ham elmas madenlerinin yüzde 90’nına yakın bir kısmını elinde bulunduruyor. Bu anlamda dışa ba­ğımlı olan sektörün sıkıntıları bunun­la da sınırlı değil. Mücevher üzerinden uygulanan Tüksek Özel Tüketim Vergisi, üreticiyi oldukça zora sokuyor. Dünyanın birçok ülkesi pırlantayı, bir tüketim maddesi olarak değil, bir ta­sarruf yöntemi olarak değerlendiriyor. Buna karşın Türkiye pırlanta için lüks tüketim uygulaması yaparak yüksek oranda ÖTV alıyor.

Yunanistan’dan Arap ülkelerine kadar birçok ülkede içilen Türk kahvesi, han­gi adla anılmaya çalışılırsa çalışılsın Türk kahvesi olarak bilinmeye devam edecek. Ancak Türkiye kahve hariç daha birçok alanda marka yarata­bilecek potansiyele sahip. Yeter ki yarattığı markalara sahip çıkıp koruya­bilsin.

Kaynak: Businessweek Dergisi


09/01/2008

Makale anasayfasına geri dön  Sayfayı Yazdır

Bu konuyla ilgili yapılmış yorum bulunmamaktadır.
 
Üye Ol