Makaleler
"Seattle’lı Balıkçılar Gibi Çalışabilmek İçin 1.600 Kişiyi Eğittik"
Ece SÜEREN OK
JTI İK ve İdari İşler Direktörü
JTI Türkiye organizasyonunun kadrosu, distribütörlerin çalışanları da hesaba katıldığında 1.600’ü buluyor. Tüm çalışanlar, son iki yıldır hem iş, hem de özel hayatlarında dört prensibi uyguluyor: Eğlen, mutlu et, kendini ver ve tutumunu seç! Bunlar, ABD Seattle’daki Pike Place balık pazarındaki, çalışırken hem kendileri eğlenen, hem de müşterilerini eğlendiren balıkçılardan ilham alınarak oluşturulmuş FISH! (balık) felsefesinin temelleri…

JTI İK ve İdari İşler Direktörü Ece Süeren Ok, FISH’i şirkete nasıl yaydıklarını ve bu felsefenin neleri değiştirdiğini anlattı.

JTI’da FISH’i nasıl uyguluyorsunuz?
FISH, bir felsefe. Siz içeride işinizi yaparken ne kadar eğlenirseniz, hizmet verdiğiniz kişilere karşı da o kadar pozitif yaklaşırsınız, anlayışına dayanıyor. 4 prensibi var: Eğlen, mutlu et, kendini ver ve tutumunu seç! JTI Türkiye’de 600 kişi çalışıyor. Dağıtımı yapan distribütörleri de kattığımızda kadromuz 2.500’e yakın. Hızlı tüketim ürünleri, hızlı çalışılan bir sektör. Zamanımızın çoğunu ofis içinde geçirdiğimiz için, çalışırken eğlenmek bizim için önemli. Bunu şirketin farklı uygulamalarında görmek mümkün. Örneğin müdür seviyesindeki birinin tanımlanmış global yetkinlikleri arasında, "eğlenmeyi sever" diye bir madde var. Biz Türkiye olarak FISH’i iki yıl önce, yeniden yapılanma kapsamında İzmir’e taşındığımız sırada uygulamaya başladık. FISH’in Türkiye lisansını elinde bulunduran PDR International ile birlikte, 4 prensibi gündelik hayatımızda ne kadar uyguladığımızı irdeledik. Ardından bunları organizasyon içinde nasıl kalıcı hale getirebiliriz diye düşünmeye başladık.

FISH’i çalışanlara nasıl anlattınız?
Önce 150 kişiye eğitim verdik. Ardından biz distribütörlük ağımızla birlikte bir aileyiz diyerek, bu bir günlük eğitimi 1.600 kişiye verdik. Şirketteki 25 kişiyi FISH lideri seçtik. Bu kişileri, daha sonra tüm çalışanlara destek olmaları, prensipleri onlara hatırlatmaları için eğittik. Ayrıca bu yaptıklarımızı, o zaman bağlı olduğumuz bölge içinde yer alan Rusya’da anlattım. Devamında program Rusya’da da uygulandı.

Felsefenin öğrettikleri şirkete nasıl yansıdı?
İnsanlar felsefeyi benimsemeye, içselleştirmeye başladılar. Örneğin İzmir’deki satış operasyon bölümümüz, duvarlara hedeflerini grafiti olarak yazdırdılar. Tuvaletlerin kapılarına bile balıkların resimlerini yapıştırdık, sürekli gözümüzün önünde olsun, unutmayalım diye.

FISH felsefesinin prensiplerinden eğlen ve mutlu et, gayet açık. "Kendini ver" ve "tutumunu seç"le anlatılmak istenen tam olarak ne?
Kendini ver demek, gerçekten yaptığın işe kendini vermek demek. Birçok insan aslında kalbini dışarıda bırakıp ofise geliyor, diyor FISH felsefesi. Çalışmak zorundayım, buradayım, 8 saatimi geçirir giderim. Ama aslında sen aslında kendini verirsen o 8 saat içindeki verimliliğin fazla olur. Ve kendini ne kadar verirsen o kadar da mutlu olursun. "Tutumunu seç" ise, kişinin yaklaşım ve enerjisinin, bulunduğu ortamdaki kişileri de etkilediği gerçeğine dayanıyor. Örneğin bir yere gülümseyerek girerseniz, oradakiler de size gülümseyerek yaklaşırlar. Karşı tarafa negatif yaklaşıp saldırırsanız, o da size saldırır. Burada yaptığımız pembe bir dünya çizip, herkes sevgiyle birbirine baksın, demek değil. Mutsuz olduğunuzda "ben bugün gerginim, kusura bakmayın, kırıcı olabilirim" demek de buna dahil. Bunun farkında olup durumunuzu karşı tarafa ilettiğiniz zaman karşı tarafın size yaklaşımı da farklı oluyor. Yani ben ofise gelirken hangi tutumu seçeceğime kendim karar verebiliyorum.

Bu bakış açısı, sizi nasıl etkiledi örneğin?
"Tutumunu seç" prensibini ele alalım. Eğitim, tutumunu her zaman kendin seçersin ama bunu karşındakinin anlamasını bekleme, diyor. Artık, arkadaşlar bugün ben çok yoğunum, birazcık da gerginim, ne konu varsa konuşalım sonra ben yalnız çalışmak istiyorum, diyebiliyorum. Ya da departman olarak eğlenmeye odaklanabiliyor, çalışırken nasıl eğlenebileceğimizi buluyoruz. "Kendini ver" prensibine gelince, mesela çalışan annelerin evdeyken akılları işte kalır, işteyken de çocuğuma yeterince vakit ayıramıyorum, derler. 7 yaşında bir oğlum var. Ben işteyken kendimi işime, oğlumla birlikteyken oğluma veriyorum artık.

Şirkette uyguladığınız diğer eğitimler neler?
Şirket olarak en fazla üstünde durduğumuz konu, davranışlar. Teknik bilgi geliştirilebilir ama doğru tutum ve davranış içinde olmayan insanları geliştirmek çok zordur, diye düşünüyoruz. Biz tutum için işe alır, tutum için işten çıkarırız. İşinde çok çok iyi bile olsa, tutum ve davranışları sorunlu olan arkadaşları bir müddet sonra zaten bünye içinde tutmamaya başlıyor. Dolayısıyla buna odaklandığımız gelişim eğitimlerimiz var. Kişisel etkinliği geliştirme adlı 3 günlük eğitim programını tüm çalışanlarımıza veriyoruz. İlk 2 günü sınıf eğitimiyle geçiyor. 3. günü ise bire bir koçluk şeklinde ve 1,5-2 ay sonra yapılıyor. Gelişim merkezi ise, tüm yöneticilerimize verdiğimiz ve kişilerin güçlü yönleri ile gelişim alanlarını ortaya çıkardığımız bir program.

Hangi deniz canlısının karakteri nasıl?
FISH’in uygulandığı şirketlerde bütün çalışanların karakteristik özellikleri, deniz canlılarıyla eşleştiriliyor. Böylece insanlar birbirlerinin karakterleriyle ilgili bilgi sahibi olup, tutumlarını ona göre belirliyorlar.

Ahtapot: Korumacı, kol kanat germe konusunda iyi. Organizasyonda zor işlerin başarılmasında, zor ekiplerin yönetilmesinde çok başarılıdır ve oyunu kurallarına göre oynar.

Fok: İkna konusunda başarılı ve yaratıcı.

Katil balina: Çevresi ve ilişkileri çok güçlü. Stratejik projelerde, organizasyonda kritik konjonktürlerin ayarlanması gerektiğinde durumu çok iyi yönetir.

Vatos: Adalet ve doğruluğun sesi. Hızlı sonuçlar almak için çalışır, işine ciddiyetle bağlıdır. Organizasyonda hızlı sonuçların alınması gereken işlerde idealdir.

Yılan balığı: Organizasyonu eğlendirir, stresten uzaklaştırır. Stresin yoğun olduğu projelerde yer alması önemlidir.

Çipura: Organizasyona kendini iyi hissettirir. Sorunları dinler, tavsiyelerde bulunur, organizasyonun insan odaklı fonksiyonlarında ideal iş çıkartır.

İşteki Mutluluğumuzu En Üst Seviyeye Taşımayı Öğrendik
Hakan Yılmaz, İstanbul Bölge Satış Müdürü İşimiz gereği çok sayıda insanla temas halindeyiz. Baktığınızda her gün aynı işi yapıyormuşuz gibi görünüyoruz. FISH eğitiminden sonra, bu monotonluğu üzerimizden atmak için ofislerde ve ekipte çok değişik şeyler uygulamaya başladık. Arkadaşlarımız kendi kendilerine ofislerini süslemeye başladılar. İş ortamını çok huzurlu ve mutlu hale getirdiler. Alt kadrolarımızda mangal partileri, hamam sefaları gibi gibi birçok mutlu edecek aktivite yapmaya başladık. Biz şirketimizin politikalarından dolayı zaten mutlu ve huzurluyuz. Bunu nasıl maksimum seviyeye çıkarabileceğimizi bu eğitimden sonra araştırmaya başladık. Bir de iş hayatında eğlenmeyi bilmeyi öğrendik.

Selcen Altarer, Ürün Müdürü Benim zamanım daha çok ofiste geçiyor. FISH benim hayatımda daha çok tutum seçme konusunda değişiklik yarattı. Çünkü sonuçta hayat bir bütün, iş hayatı ve özel hayat arasında kesin bir çizgi ayrımı yok. O gün ofise çok kötü bir modla gelmeyi de siz seçiyorsunuz, iyi bir modla gelmeyi de. İşyerinde birbirimizin hayatına dokunduğumuz noktalar o kadar çok ki. Biz birbirimizin enerjisini nasıl yükseltebileceğimiz konusunda kafa yormaya başladık. Her yemekten sonra 10-15 dakika birimizin odasında kahve içiyoruz mesela. Böylece birbirimizi daha iyi tanıyoruz.

Seattle’daki Eğlenceli Balık Pazarında Ortaya Çıktı
Seattle’da soğuk ve kasvetli küçük bir balık pazarı vardı. Çalışanlar orada olmak istemezdi. Patron Johnny birlikte çalışması zor biriydi. Bir gün değişmesi gerektiğini anladı. Çalışanlarına "İşyerimizin nasıl olmasını istiyorsunuz?" diye sordu. En küçük balıkçı, "Neden dünyaca ünlü olmayalım?" dedi. Hepsi dünyaca ünlü olmaya kendini adadı. Minnesotalı bir belgesel film yapımcısı olan John, Steve Lundin ile birlikte Seattle yakınlarında bir adadaydı. İkisi birlikte, kurumlara "tüm benliğimizi işe taşımak"la ilgili konuşmalar yapan, iş düşünürü David Whyte’la ilgili bir film çekiyorlardı. John şehirde kaldığı bir gün bir Seattle’lı ona Pike Place pazarını ziyaret etmesini önerdi. John oraya gittiğinde, çalışanlar ve müşterilerin kahkahalar attıklarını gördü. John balıkçılardan birine "Burada neler oluyor?" diye sordu. Shawn adlı çılgın saçlı genç balıkçının kendi sorusu vardı: "Bugün öğle yemeği yediniz mi?" Adamın nereye varmak istediğini merak ederek "Evet" dedi John. "Hizmet nasıldı?" John omuzlarını silkerek "Sanırım fena değildi" diye yanıtladı. "Garson sizinle bir bağ kurdu mu? Yoksa sadece paranızı mı aldı?" Bağ kurmak mı? Bu adamın ne dediği hakkında John’un en ufak bir fikri yoktu. Shawn John’un gözlerinin içine baktı: "Bu bizim birliktelik anımız, sizin ve benim. Size nasıl hizmet edebilirim?" John bir anda her şeyi anladı. Bu balıkçılar kurumların her yıl milyonlarca dolar harcayarak aradığı şeyi yaşıyordu. "Tüm benliklerini" işe taşımayı seçmişlerdi. John bu duygunun kendi şirketinde yaşanmasını istedi. Bu harika fikrin filmini yapmalıydılar. John patrona yaklaşma cesaretini topladı ve ona bir film yapımcısı olduğunu söyledi. Ancak devam edemeden Johnny "Neredeydiniz, sizi beliyorduk" diyerek karşılık verdi. FISH! prensibi böyle ortaya çıktı.

İnsana Yatırım Yapan Şirket Unvanını 2004’te Aldılar
JTI Türkiye, Investors in People (İnsana Yatırım Yapan Şirket) sertifikasını Türkiye’de ilk kez alan şirket. JTI İK ve İdari İşler Direktörü Ece Süeren Ok, IIP’yi alış sürecinde yaşadıklarını şöyle anlatıyor: "IIP, sizin yaptığınız İK uygulamalarının şirket hedefine katkısı olup olmadığını ölçüyor. Önce yönetim kuruluna gidip stratejisini, vizyonunu ve misyonunu soruyor. Sonra müdürlere bunları biliyor musun, buna ulaşmak için sana destek veriliyor mu, diye soruyor. Amaç, en tepeden en alta kadar, herkesin şirketin vizyonu misyonu stratejsini bilmesi. Biz 2004’te 1.600 kişilik distribütörlük ağımızla birlikte IIP almaya hak kazandık."

Kaynak: Hürriyet İnsan Kaynakları Gazetesi / Gaye Güzelay

www.yenibiris.com


24/03/2008

Makale anasayfasına geri dön  Sayfayı Yazdır

Bu konuyla ilgili yapılmış yorum bulunmamaktadır.
 
Üye Ol