Makaleler
Tarh Zaman Aşımı Ve Sonuçları
HUKUKA GÖRE / Dr. A. Bumin DOĞRUSÖZ

Vergi hukukumuzda, çeşitli zamanaşımı düzenlemeleri mevcuttur. Bunlardan, tarh zamanaşımı, düzeltme zaman aşımı ve ceza kesme zamanaşımı süreleri Vergi Usul Kanunu'nda, tahsil zaman aşımı ise Amma Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'da düzenlenmiştir.

Vergi Usul Kanunu 113. maddesinde zaman aşımı, "süre geçmesi suretiyle vergi alacağının kalkması" şeklinde açıklanmıştır. Aynı maddenin ikinci fıkrasında ayrıca "zaman aşımı mükellefin bu hususta bir müracaatı olup olmadığına bakılmaksızın hüküm ifade eder" düzenlemesi yer almıştır. Aslında saptamalar, eksik veya yanıltıcıdır. Zira zaman aşımı, süre geçmesi dolayısıyla kamu alacağını ortadan kaldırmamaktadır. Sadece alacaklının, cebri takip yoluyla alacağına kavuşmasını sağlayan talep ve cebri takip yeteneği ortadan kalkmaktadır. Bu sebeple borçlu, zamanaşımı süresinin dolmasına rağmen rızası ile ödemede bulunursa, bu ödemede hukuken geçerli olacaktır. Burada geçersiz bir ödeme söz konusu olmadığından, borçlu sonradan bu ödemenin geçersizliği sebebine dayanarak, "sebepsiz zenginleşme"den bahisle, ödediğini geri isteyemez. Dolayısıyla zamanaşımı süresinin dolmasıyla, vergi alacağı ortadan kalkmaz. Sadece vergi idaresinin artık bu alacağı talep yeteneği ortadan kalkar.

Biz bu yazımızda önce, kimi yazarlarca tahakkuk zaman aşımı olarak da nitelendirilen tarh zaman aşımını ana hatları ile aktarmaya çalışacağız.

Vergi Usul Kanunu'nun 114. maddesine göre, "vergi alacağının doğduğu takvim yılını takip eden yılın başından başlayarak beş yıl içinde tarh ve mükellefe tebliğ edilmeyen vergiler zaman aşımına uğrar." Aynı kanunun 19. maddesinde ise vergi alacağının vergi kanunlarının vergiyi bağladıkları olayın vukuu veya hukuki durumun tekemmülü ile doğacağı hükme bağlanmıştır.

Dolayısıyla, zaman aşımının başlangıcının tespiti açısından, vergiyi doğuran olayın oluşum zamanı önem taşımaktadır. Zira vergiyi doğuran olayın oluşumu devletin vergi alacağının doğumu sonucu doğurur. Ancak vergiyi doğuran olayın oluşumu, tahsile yetkili vergi idaresini hukuken alacaklı sıfatına kavuşturmaz.

Tahsile yetkili idareyi alacaklı sıfatına kavuşturan, alacağını ve miktarını tespit eden tarh işlemlerinin yapılması koşuluna bağlıdır. (VUK md. 20) işte bu işlemin, vergiyi doğuran olayın oluşumunu izleyen yıl başından itibaren beş yıl içerisinde yapılması ve ilgisine tebliğ edilmesi gerekir. Aksi halde idare, alacağı zamanaşımına uğrayacağından, alacağına bağlı talep yetkisinin kaybeder.

Gelir ve kurumlar vergileri açısından, özel hesap dönemi tayin edilmiş mükelleflerde ise zaman aşımı, özel hesap döneminin kapandığı takvim yılını takip eden yılın başından itibaren işlemeye başlar ve yine beş yıldır. Özel hesap dönemi tayin edilen mükellefler bakımından özel hesap döneminde elde edilen kazanç, hesap dönemlerinin kapandığı yılın kazancı olarak kabul edilir. Dolayısıyla bu mükellefler için zaman aşımı süresinin başlangıcı farklı olacaktır.

Tarh veya tahakkuk zaman aşımı süresi, vergi idaresinin matrah takdiri için takdir komisyonuna müracaatı halinde durur. Duran zamanaşımı, takdir komisyonu kararını vergi dairesine tebliğini takip eden günden itibaren işlemeye devam eder. Mükellefin incelemeye alınması ve matrah farkını inceleme elemanınca tespiti ise zaman aşımını durduran bir hâl değildir.

Vergi Usul Kanunu'nun 114. maddesinde yer alan ve vergiyi doğuran olayı izleyen yıl başından itibaren beş yıl içerisinde tarh ve tebliğ edilmeyen vergiler zamanaşımına uğrayacağına dair kural, gümrük vergisi hariç, diğer bütün vergiler için geçerlidir. Ancak Vergi Usul Kanunu bir genel kanun niteliğinde olduğundan, özel nitelikteki vergi kanunlarında zaman aşımının başlangıcı veya süresi hakkında ayrık düzenlemeler bulunması halinde, bu düzenlemeler öne geçer. Bu şekilde ayrı düzenlemelere örnek olarak gelir ve kurumlar vergisinden yıllara yaygın inşaat ve onarım işlerine, yatırım indirimine ve tasfiye dönemine ilişkin düzenlemeler örnek olarak gösterilebilir. Ayrıca emlâk, damga, veraset ve intikal vergileri içinde zaman aşımı sürelerinin başlangıcı için ayrık düzenlemeler mevcuttur. Öte yandan şarta bağlı istisna veya muafiyet uygulamaları sonucu kısmen veya tamamen alınamayan vergilere ilişkin zaman aşımı süresi, istisna veya muafiyet şartlarının ihlal edildiği tarihi izleyen takvim yılı başından itibaren işlemeye başlayacaktır. Uygulamada tarh zamanı süresini olay bazında hesaplarken, bu düzenlemelerin de dikkate alınması gerekmektedir.

Yapılan tarhiyatın zaman aşımına uğradığı iddiasının, tarh işlemi aleyhine (açık anlatımla, ikmalen veya re'sen yapılan tarhiyatı tebliğ eden vergi/ceza ihbarnamesi aleyhine açılacak davada ileri sürülmesi gerekir.

Zaman aşımı süresi, aynı zamanda defter ve belgelerin saklama ve ibraz zorunluluğuna ilişkin sürelerin belirlenmesinde de önem taşır. Zaman aşımına uğrayan dönemler ait defter ve belgelerin ibrazı istenemez. Ancak ibraz mecburiyetine ilişkin sürenin başlangıcı olarak, "vergiyi doğuran olay kavramı" normal tanımının dışında, defter kayıtları ve bunların dayanağı belgelerin vergi ile ilişkilendirilmesi hallerini de içerir. Örneğin, bugün için 1998 yılı zamanaşımına uğramış bir yıldır. 1998 yılı defter ve belgelerinin ibrazı normal şartlarda istenemez. 1998 yılında elde edilen ve vergi dışı bırakılan bir kazanç unsuru için, bu gün bir tarhiyat yapılamaz. Ancak, 1998 yılı kayıtları, 2001 yılı vergi hesapları ile ilişkilendirilmişse, sadece bu ilişki ile sınırlı olarak ibraz talebine konu olabilir. Örneğin, 1998 yılı zararı, 2001 yılı kazancından indirilmişse, 1998 dönemine ilişkin kayıtlar ve dayanağı belgeler, ibrazı talep edilerek incelenebilir. Eğer, bu kayıtlar ve belgeler ibraz edilmezse, ibraz etmeme suçu oluşmaz. 1998 yılına ilişkin her hangi bir tarhiyat da yapılamaz. Ancak, böyle bir durumda inceleme elemanı, 2001 yılında indirilen zararı, indirim konusu yapılan tutarın kanıtlanamaması dolayısıyla reddetme yoluna gidebilir.


Kaynak : www.dunyagazetesi.com.tr


06/04/2006

Makale anasayfasına geri dön  Sayfayı Yazdır

Bu konuyla ilgili yapılmış yorum bulunmamaktadır.
 
Üye Ol